5 Şubat 2010 Cuma

Ot avciligi

Bir kac gundur Yuksel teyzelerle ot toplamaya Emecik'in arkasindaki kiyi seridine gitmeye calisiyorduk. Istanbul, Ankara'nin kari kisi buraya gozden yas getirten bir poyrazli soguk olarak geldi. Bu sene 2. kez boyle bir soguk oluyor. Dun soguga ragmen hadi gidelim dedi Yuksel teyze, ve oglu Ozgur, "biraderi" Nuriye teyze ile birlikte dustuk yollara. Herkes bizim arabanin o yollardan gidebileceginden biraz kuskulu ama bir sey olmaz dedik. Emecik taraflari bizim buradan cok farkli. Ciddi ormanlik, her yerinden sular fiskiriyor. Yaz kis akan dereler, cesmeler varmis. Yol gercekten de epey bozuk. Taslik, dereler de bazi yerlerde yolu ciddi bozmus. Epey bir tirmandik, inise gecmeye baslamistik ki, yolun ortasinda koca bir tas gorduk. Ozgur gecen gelislerinde buna benzer bir tasin yolun ortasinda gun boyunca kaldigini, gecen onca arabadan birinin de inip tasi yoldan almadigini gulerek anlatiyordu. Biz de tasin solundan gecelim dedik. Gectik de, ama biraz sonra Tugrul bir sey oldu tekerlege galiba dedi! Bir indik ki tekerlekte belki bir 6 cm. kadar yarik var! Meger yolun diger kenarinda tekerlegin yanina denk gelen tas, Tugrul'un deyisiyle "tas devrinde mizraklarin ucu olarak kullanilabilir bir sivrilikte" imis. Bagajdan cikti stepne, kriko, vs. Tekerlegi cikarttik. Stepne insani guldurecek boyutlarda, motorsiklet tekerlegi daha buyuktur herhalde! Sonucta biz hatunlari biraktilar, Tugrul ve Ozgur tekerlegi degistirmek icin geri donduler. Biz yurumeye basladik. Yuksel ve Nuriye teyzenin heybeleri ve omuzlarinda capalari, benim sirt cantam ile. Manzara nefis, her yer cildirik yesil, cicek dolu. Bana otlari, agaclari ogretiyorlar yolda. Derken soganli oldugu kesin bir cicek gordum yol kenarinda. Egilip kokladim. Cok hafif, pek hos bir kokusu var. Meger bizim dagda yetismeyen tur "şalep"mis (Kizlanca). Devam ettik yola ama benim aklim kaldi geride. Yuksel teyzenin capasini kaptim, yanindan yoresinden kazarak onu cikardim yerinden ve bol topragi ile koydum bir posetin icine.

Bu noktada bir aciklama yapmam lazim. Tugrul ile bu sonbaharda bizim arkada dolasirken rastladigimiz ve arsamizda olmayan yabani bitkilerden 3-4 kok cikarip arsaya dikiyoruz. Buralara ne zaman ne olacagini bilmiyoruz. Amac dogal bitki ortusunu en azindan bizim arsada yasatmak.

Bizde gecen sene yazdigim gibi bir tur salep zaten var, bu da ona arkadas geldi.





Umarim yerinden memnun kalir.

Bizim yuruyuse donersek; ben elimde poset, kostura kostura Yuksel teyzelere yetistim. Az hizli degiller! Derken birden Yuksel teyze hop diye durdu ve basladi: "Burasi Mus'tur, yolu yokustur, giden gelmiyor, acep ne istir"! Bitirdi sarkisini ve "iste ben boyle, hic durmam Pinar yururken, sarki, siir okurum hep" dedi. Daha lafini bitirmeden Nuriye teyzenin diger yanimda Kurtulus Savasi ile ilgili bir siir okumaya basladigini duydum. Gozler kapali, kafa dik, eller yaninda. O anda ilkokul 1. siniftaki hali gozumun onune geldi. Eminim bugun de ayni heyecan icinde okuyordu siirini. O bitirir bitirmez bu sefer Yuksel teyze basladi Ey cumhuriyet diye baska bir siire! Hafizalarina inanamadim. Benim aklimda ne bir siir var, ne de sozlerini bildigim tek bir sarki! Bu 60'in ustundeki iki hatun inanilmaz!

Neyse, sarkilar, siirler, turkulerle inisi bitirdik. Kiyida basladik Sevketibostan (kenger) Yuksel teyzenin deyisiyle "avlamaya". Onlar irilerini, ben de miniklerini aradik. Ben yine arsada dikmek uzere toprakli topladim. Arada sari ot ve deniz otu da bulduk. Hatta gisiyak da.



Biz heybeleri, posetleri doldurmaya yakin Tugrul ve Ozgur arabanin tekerlerini degistirmis geldiler. Onlar da avciliga yardim ettiler bir sure ve ne yazik ki bizim Datca'da saatli bir isimiz oldugu icin erken donmek zorunda kaldik. Yuksel teyzenin getirdigi meyve heybesi oldugu gibi geri dondu. Ama havalar isindiginda Ece'yi de alip hem ot avciligi hem de piknik yapmak uzere bir daha gelmek icin sozlestik.

Datca donusu yine gunes battiktan sonra, bu sefer ustelik poyrazdan dona dona butun getirdigimiz sevketibostan, deniz otu ve salepi arsanin cesitli yerlerine diktik. Artik aliskanlik oldu, arsaya her bitki dikisimiz aceleyle, zamansizlikla ve karanlikta!:)

7 yorum:

evren dedi ki...

"Devam ettik yola ama benim aklim kaldi geride". Kroniktir bu, iflah olmaz :) Fotograftaki bu geziden getirdigin mi yoksa önceden bahcenizde olan mi?

Meyvelitepe dedi ki...

En iyi öğretmenleri bulmuşsunuz, üstelik şiir şarkı da cabası olmuş:)

Fotoğraftaki çok güzel bir bitki, ben de Evren'le aynı soruyu soracağım "bu gezide bulunan mı?"

Ayrıca bu aralar "comfrey" ya da bizim dilde karakafesler çıkmaya başladı. sanırım bir tanesini keşfettim. Buralarda eşek otu diyorlarmış.

evren dedi ki...

Linki simdi farkettim, bu gezide bulunan olmali o zaman :)

evren dedi ki...

Bu arada, karakafes otunun önemli bir dogal gübre oldugunu okumustum Meyvelitepe. Jekka McVicar ondan nasil bir sivi gübre hazirlanabilecegini anlatiyordu kitabinda. Bu yorum kalabaligi icin özür dilerim Pinar...

Pinar dedi ki...

Acik yazamamisim; fotograftaki bu gezide buldugum salep bitkisi.

Karakafes otunu biz hala yana yakila ariyoruz. Bir kac ay once bir yuruyuste tanistigimiz birine bahsetmistik. Yilbasi icin Bulgaristan'a gittiginde Latince isminden arayarak comfrey'i bulmus ve bir kac kucuk dal cogaltmak uzere getirmis. Tutturunca verecegim dedi, beklemedeyiz!:)

Ozur dileyecek bir sey yok Evren, tam da yeri bilgi alisverisi icin!:) Comfrey permakulturculerin cok onem verdigi bir bitki. Bir cok fonksiyonu var. Canli mulch olarak yabani otlari baskiliyor, cok hizli buyudugu icin bicilip, gubre olarak da bitkilerin/agaclarin dibine koyulabiliyor, derin kokleriyle topraktan besin/mineral aliyor.

Bizim burada Karakafes otu olarak bilen yok. Bir de esekotu olarak sorayim!:)

Meyvelitepe dedi ki...

Pınar havalar biraz düzelirse ve çıkarabilirsem size bu bitkinin çamurlu köklerini göndermeye çalışacağım. Zaten sen söylediğinden beri, daha çok sizin için fotoğraftan ezberlediğim otu gözlerim arayıp duruyordu. Bu gördüğümü benzetince biraz da soruşturdum, bir adının da eşek kulağı olduğunu bildiğimden eşek otu denince emin oldum. Sizin oradakilere bir de diğer isimleriyle sor istersen, ya da en iyisi fotoğrafına bakıp şeklini ezberle ki rastlarsan hemen farkedebilesin.

Evren, teşekkürler bilgi için. Pınar ve Tuğrul da bizi bu konuda bilgilendirmişlerdi. Yapraklarıyla bitkiler için çay yapıldığını okumuştum ama ayrıntıları varsa öğrenmek isterim doğrusu.

Pinar dedi ki...

Cok tesekkurler, Meyvelitepe. Dogrusu zahmet etmeyin diyemeyecegim; cok hora gececek, onu da soyleyeyim!:)