7 Şubat 2012 Salı

Hasar raporu

Dun cooook heyecanli bir gundu! 1-2 gundur ciddi bir lodos firtinasini beklemedeydik. Ogleden sonra saat 3:00 civari ruzgar iyice sertlesmeye baslamisti. Son kontrolleri yaparken, yurdun ustunu orten naylon ortude (yurdun en ust ortusu yirtildigi icin yagmurdan korumak amaciyla naylon bir ortunun altinda kisi geciriyor!:( bir yirtik farkettik. Onu tamirle ugrasirken bir gumburtu koptu.Tugrul gurultuye dogru kosturdu, ve ardindan beni cagiran sesini duydum. O arada meger kac kere seslenmis ama ruzgardan duymak ne mumkun! Tas evin yanindan asagiya dogru kostururken gordugumde bir gariplik hissettim ama ne oldugunu anlayamadim. Bir saniye sonrasinda gordugumu algiladim: Ankaralilar (bu gezici kumesteki tavuklarin lakabi) citlerin icinde bir kosede toplasmis duruyor. Kumes citin disinda hendekte yan yatmis duruyor, Tugrul da hendegin icinde, kos kos diye bana sesleniyor. Inanamadim. Bu kumesi tasirken kollarimin nasil titredigini hatirladim o anda. Kumesi yere sabitleyen 2 demir kaziga ragmen ruzgara nasil oyuncak gibi gelmis oldugunu dusunmek beni  gunun geri kalani icin fena halde korkuttu.



Sansimiza gun hala aydinlikken bu olay oldu. Tavuklar icinde olsaydiyi dusunmek dahi istemiyorum. Hemen kumesin saginda solunda daha bir kac hafta once diktigimiz fidanlara baktik. Buyuk bir sans eseri kumes o 3 fidanin ustunden ucup ortalarina inmis. Hendek olmasaydi herhalde epey bir mesafe yuvarlanip giderdi diye dusunuyoruz. O hengamede aklima yumurtalar geldi!:) Nasil olduysa o ucustan 1 tane yumurta saglam cikmis. Kumesi nereye, nasil tasiriz diye dusunurken bir ses daha geldi. Arkamizi dondugumuzde, Nala'nin kulubesinin catisini yerde ters donmus gorduk. Hemen ilerisine baktim; Ayuska'ninki de ayni vaziyetteydi. Onu sonraya birakip kumesi hendekten zor bela cikarip tas evin arkasina tasidik. Kollar titreyerek tabi. Bir yandan da gozumuz yaklasan firtinada. Datca'nin ustu kararmis. Tepemizde esen ruzgarlar iyice azmis. Tekrar yurt tamirine donduk. Bitiremeden, gozumuz Datcalilara (sabit kumesteki tavuklarin lakabi) ilisti. Disardalar! Citleri devrilmis. Kostur kostur bu sefer o kumese. Tugrul demir kaziklarla citleri sabitlemeye calisti. O kosturmalar sirasinda bir baktim, tavuklarin alanini genelde ayiran, kargilardan dogal cit de koyvermis! Tugrul'la Datcalilari iceri sokup yurda geri donerken o citi de tamir ettik. En sonunda yurdun naylon ortusunu tamir ettik, ruzgarin yonunu dusunerek daha degisik bir sekilde sabitledik. Geri donup kopek kulubelerini pergolenin altina tasidik. Hafiften yagmur tapirdamaya basladi. Aksam ezanini duydum. Eyvah dedim, son 15 dakika! Bir baktim Ankaralilar citin kenarinda dip dibe dizilmisler, bize bakiyorlar nerede evimiz dercesine. Kostur kostur Ankaralilari yeni evlerine tasidik. Karanlikta goremiyorlar, mecburen biz teker teker onlari tuneklerine oturttuk. Yagmur siddetlenmeye baslarken eve kendimizi attik. Tugrul internetteki bir hava durumu sitesinden ruzgarin 90 km/saat hizina ulastigini ogrendi. Sabaha ne bulacagiz korkusu basti icimizi. Sabaha karsi disari ciktigimda, kubbe kumesin ortusunun acilmis oldugunu gordum, ruzgar kimbilir nerelere atti bunu, Tugrul'u uyandirip soylesem mi diye dusunurken Tugrul da kalkip geldi!:) Yapacak bir sey yok, hadi yatalim geri dedik. Sansimiza kumeslerinin ic ortusune bir sey olmamis. Boylece islanmadilar.

Bu sabah korka korka disari ciktigimizda baskaca bir hasarin olmadigini gorduk sevincle. Sadece bir agacimizin dallari kirilmis, onu da budadik.

Sonucta herkes sag ve salim. Bir sonraki lodos firtinasi icin dersler bir koseye not edildi hemen.

Sahi hala ara ara durup, koca kumes ucarken keske gorebilseydik diye hayiflaniyoruz Tugrul'la.

27 Ocak 2012 Cuma

Dogal Mimari/Insaat Denemeleri - 3

Ahsap direklerin gecme yerlerini hazirlanmasindan sonra is onlari bir araya getirmeye geldi. Daha onceki yazida yerlerine yerlesmis gibi gorunen direkler olcumler alindiktan sonra yerde birlestirilmek uzere cikarildi. Genellikle araya tutkal surup sonra da iri vidalarla biribirine vidaladik ama marangozlukta kendimize daha guvenecek bir hale gelince tutkal kullanmamaya da karar verdik.



Ahsap iskeleti duvar yuzeyleri seklinde bir araya getirdikten sonra hep beraber kaldirip yerine yerlestirdik. Kalabalik olmanin yarari, az kisi ile yapilacak is degil.



Burada kritik olan noktalardan biri, direklerin her iki duzlemde de yere tam dik olmalarini saglamak. Bunu, uzun 5x5 siriklari iskenceler yardimi ile direklere tutturarak ve bu sirada ileri geri oynatarak ve biraz zorlanarak basardik. Fotografta gorulen diagonal siriklar bunlar ve gecici olarak ordalar.

Ardindan cati merteklerini yerlestirdik. Yavas yavas binanin sekli ortaya cikmaya basladi.



Gordugunuz gibi cati normale gore biraz dik. Bunun iki nedeni var:
1. Guneye bakan catiyi olabildigince dik yapip, ileride uzerine konabilecek bir gunes kollektoru icin gerekli egimi hazir etmis olmak,
2. Catinin yuksek oldugu noktaya mini bir asma kat yapip 200-300 litrelik bir su deposu yerlestirmek ve boylece icerideki musluklarda yukseklik farkindan yararlanarak yeterli su basincini elde etmek.

Artik sira binanin tabanin yukseltmeye geldi.



Isin en yorucu ve zevksiz kismi bu idi diyebilirim. El arabasi ile epey uzaktan cakil tasindi, zemine yaklastikca cim taslari kullanildi. Bunlar daha once patika icin kullandigimiz ama sevmedigimiz beton taslardi ve bu sekilde ortadan kaldirmak isimize geldi (Kalanlarin buyuk cogunlugu da da yurt icin yaptigimiz platformda kullanildi). Dolgu ameleliginden sonra bir daha dolgu zemin yapmaya tovbe ettik.

16 Ocak 2012 Pazartesi

"Tree hugger"in kokeni

Kaynak: Tree Identification

Ingilizcede "tree hugger"; dogayi seven, korumak isteyenleri asagilamak amaciyla sikca kullanilan bir terim. Turkceye "agac kucaklayan" diye birebir tercume edilebilir. Gecenlerde bir makalede bu terimin ortaya cikisi anlatiliyordu. Sizce bu terim ne zaman kullanilmis ilk? Benim ilk tahminim 60lar olmustu. Yanlis! Siz de eger o civarlarda tahmin ettiyseniz, gidin geriye. Cooook daha gerilere, ta 1730'a.

Hindistan'da bir kasabada, bir sarayin yapiminda kullanilmak uzere kesilmek istenen agaclarini korumak isteyen Hinduism'in Bishnois sektine bagli 294 erkek, 69 kadin icin kulanilmis bu terim ilk. Ve gercekten de bu insanciklar ormancilar tarafindan agaclara sarili sekilde katledilmisler. Olumleri bosa olmamis, herhangi bir Bishnoi koyunde agac kesimini yasaklayan bir karar yayinlanmis. Su anda kalani tamamen col olan bu bolgede bu koyler, agaclariyla birer vahaymis. Bununla kalmamis, bu olay 70lerde kuzeydogu Hindistan'da "Chipko" (yapisma, sikica sarilma) hareketine de ilham kaynagi olmus. Bir grup koylu kadin, kesilmek uzere isaretlenmis agaclarin cevresinde sarilarak halka olusturmuslar. Birkac yil icinde bu taktik tum Hindistan'a yayilmis. Sonunda Himalaya bolgesinde agac kesme konusunda zorunlu reformlara yol acmis.

Siddet icermeyen pasif direnisi ifade eden bu terimin simdilerde asagilamak amaciyla kullaniliyor olmasi da bir taktik olsa gerek! Isin kotu tarafi makalenin kalaninda dogayi, dogal yasami koruma amaci guden bazi gruplarin Brezilya'da, Zimbabwe, Kongo ve Malawi'de silahli, siddete dayanan yontemler izledigi ve bunun zaman zaman yerel insanlarin kazayla olmelerine yol actigi, ve bu sebeple de yerel destegi kaybettiginden bahis vardi.

Makale su paragrafla bitiyordu:
"Insanlarin yasadiklari topragi korumak istemesi hic de sasirtici degildir. Ve Bishnois'ler ve Chipko hareketini baslatan insanlarda oldugu gibi, cogu zaman topraklari icin hayatlarindan vazgecmeye razidirlar. Kusandiklari silah ise sadece kendi iki kollaridir."

Makalenin orijinalini burada okuyabilirsiniz.

12 Ocak 2012 Perşembe

Dogal Mimari/Insaat Denemeleri - 2

Ahsap olarak en kotunun bir iyisi kalitede kara cam sectik. Buralarda en kolay bulunan agac bu. Agaclar calismasin (donmesin/bukulmasin) diye ozellikle kurusunu tercih ettik ama agaclarin bize gelmesi ile ahsap isine baslamamiz arasinda gecen 3-4 haftada gunesin altinda bukulmeler oldu. Durum bazilarinda o kadar kotu idi ki yeniden birkac tane satin almak zorunda kaldik.

Agac isinde marangoz bir arkadasimiz bize ogretmenlik yapti. Onceden hazirladigimiz sketch-up cizimlerine gore dikmeleri bicmeye ve uclarini kaziklarin icine girecek sekilde yontmaya basladik. Dikmeleri yerlerine gecici olarak yerlestirdikten sonra da ahsaplarin biribire gececegi yuvalari hazirlamaya basladik.







Bu isleri, bilerek ve isteyerek, testere, skarpela, rende gibi el aletleri ile yaptik. Marangoz atolyesine hic bulasmadan nasil birsey ortaya cikarabilecegimizi gormek istedik.

Resimlerde gordugunuz gibi ince is isteyen detaylar cok duzgun olmadi ama bizim isimizi gordu. Yuksel teyzenin hep dedigi gibi "sarilip da yatmayacagiz ya!".



10 Ocak 2012 Salı

Dogal Mimari/Insaat Denemeleri - 1

Bu sene permakultur acisindan Turkiye'de oldukca hareketli bir yil idi. Hem tasarim sertifikasi kurslari, hem permakulture giris kurslari, hem de cesitli konulara odaklanan calistaylar yapildi. Ilk permakultur Turkiye bulusmasi Kazdaginda, Bayramic'te yapildi. Bu kurslardan biri de yine Bayramic Yenikoy'de gerceklestirilen ekolojik mimari ve dogal insaat kursu idi.

Dogal mimari konusu bizim de bastan beri cok ilgilendigimiz bir konu, ozellikle de ciftlikte kumesten cite, depodan agila cesitli yapi ihtiyaclari ortaya ciktikca okumalarimiz iyice artmisti. Penny Livingston-Stark ve Janell Kapoor'un ogretmenligini yaptigi ve hem teorik hem de pratik dopdolu gecen bu kursa katilmayi cok istedik ama ciftlik izin vermediginden ne yazikki sadece fotograflarina gipta ile bakmakla yetindik. Fakat bu kurs ve fotograflar aslinda tam zamaninda yetismisti cunku Haziran basindaki kurstan kabaca 1 ay once biz de dogal mimari ile ilgili kendi deneme insaatimiza baslamistik. En azindan elimizdeki fotograflardan yararlanarak, ozellikle duvarlarda cesitli denemeler yapabilecektik.

Bu yazi dizisinde sizlere Bostancik'in bir kosesinde bir ornek uygulama olarak insaa etmeye basladigimiz tuvalet/banyo kulubesinin hikayesini anlatacagiz.

Gectigimiz bahar Datca'da yasayan ve dogal mimari ile ilgilenen arkadaslarla bir suredir bir araya gelmeye basladik. Hepimiz epeydir yaptigimiz okumalar, video seyretmelerden bayilmis, pratik bir deneyime susamis halde idik. Ornek proje arayisi ile bizim tuvalet/banyo binasi ihtiyacimizi bir araya getirerek mayis ayinda temeli attik.

Yapi teknigini ahsap karkas ve bagdadi (icten distan citalar, arada dolgu malzemesi, uzeri camur siva) olarak kabaca belirledik ama insaat ilerledikce degisiklikler yapmamiz gerekebilecegini de bir kenara yazdik.

Karavana yaklasik 20m. uzaklikta bir yer belirledik. 2mx2m bina oturum alanini, drenaj icin her taraftan yaklasik 50cm daha ekleyerek (yani 3mx3m.) bir miktar kazdik. Kazdigimiz alan egimli oldugundan duz bir yuzey elde etmeye calistik.

Daha sonra sira 4 koseye, 10x10 direkleri icine sokacagimiz galvanizli kaziklari cakmaya geldi.





Taban cok sert bir kil kayasi oldugundan kaziklari balyoz yardimi ile ve de yere tam dik olarak cakmak oldukca zorlu oldu. Kaziklardan birini gidebileceginden daha fazla zorlayarak egdik ve degistirmek zorunda kaldik.



Cakmaktan daha zor olan, dort kazigi tam bir kare olacak sekilde yerlestirmekti. Dik ucgende hipotenusu hesaplamayi neyseki hala unutmamisiz :-)



Tum kaziklar cakildiktan sonra kaziklarin etrafi bir drenaj kanali gorevi gorecek sekilde taslarla dolduruldu. Artik ahsap karkasi catmaya haziriz.

7 Ocak 2012 Cumartesi

Yagmurlu Mevsimde Karavana Siginis

Bugun oldukca yagmurlu ve ruzgarli bir gun. Her kis 4-5 kere bizi gun boyu iceriye kapayan gunlerden. Zorunluluklar disinda burnumuzu disariya cikarmiyoruz. Iceriye sigacak kadar hayvanimizi da yanimiza aldik. Su anda kedilerden biri yatagin uzerinde, digeri karsi kanepede, kus tezgahin uzerinde, Ayuska da ayagimizin dibinde. Zavalli Nala'cik ve tavuklar disarida kaldi. Ama Nala da kuru pergolenin altinda lastiginin icinde, battaniyesinin ustunde. Pek sikayetci degil durumdan. Tavuklar ise zaten yagmuru pek sallamiyorlar.

Kestaneler tavaya kondu, film de baslamak uzere...

26 Aralık 2011 Pazartesi

Yagmurlu Mevsimde Topragi Besleme

Buralarda yagmurlu mevsime girdik. Artik destek bitkilerinin ciddi budanip diger bitkilerin altina serilmesi zamani. Disaridan girdiyi en aza indirgemek icin kendi organik maddemizi kendimiz yetistirmede bu sene biraz daha iyi bir durumdayiz.

Oncelikle bu zamana kadar buyumelerine izin verip guzel sari ciceklerini doyasiya seyrettigimiz burada boz ot denen cok yillik bitkileri oldukca dipten budamaya basladik. Asagidaki fotograflarindan bu bitkiyi taniyip da latincesini bulmamizda bize yardimci olan cikarsa harika olur, bitkinin ozelliklerini biraz daha iyi ogrenmis oluruz.





Her biri en yakininda dikilmis olan agac ya da calinin dibine mulch oldu. Boylece herkesin bunlar hicbir ise yaramaz dedikleri calilar hem bizim arazinin corak kisimlarini yaz boyunca yesillendirdiler hem de simdi mulch olarak diplerden getirdikleri besinlerle topragin ust kismini besliyorlar.

Bu amac icin ikinci besin kaynagimiz kibris akasyalari. Bu aralar beklenen firtina oncesi, ozellikle dallari sikisik olanlarina oncelik vererek budama yaptik.





Simdi bu yapraklar ve ince dallar da mulch oluyor. Kalin dallari ise odun olarak ayiriyoruz.



Bu arada yabani otlarla coktan baris yaptik. Onlar arasinda derin kokluleri ayirdedip onlari olabildigince buyutuyoruz. Eksi kulak gibi yogun yayilanlari bicip mulch olarak kullaniyoruz.

Bugune kadar mulch icin cogunlukla disaridan organik madde tasidigimizdan yerinde bu ihtiyaci en azindan kismen gorebilmek cok hos oldu. Zaman icinde kurak bir cografyada bile organik madde fazlaligi yaratabilecegimizi hissetmeye basladik.

Not: Bozotun yeni bir fotografi:

24 Aralık 2011 Cumartesi

Yavru Kopegimizi Kaybettik

Ama yarim saat sonra bulduk! He he he...

Simdi boyle rahat yaziyorum ama o yarim saat halimizi gormeliydiniz. Nala ve Ayuska ile yuruyuse cikmistik. Haa, bu arada Maya'nin adini Ayuşka olarak degistirdik. Daha dogrusu iki isimli oldu ama biz hep Ayuska diyoruz. Nala ve Maya biribirine cok yakin oldugundan surekli karistiriyor, arada Mala, Naya falan gibi seyler soyluyorduk. Simdi en azindan bizim kafamiz daha az karisiyor. Ustelik bir ayi yavrusuna o kadar benziyor ki Ayuşka agizdan cok dogal bir sekilde cikiyor :-)

Neyse, yuruyuste bir ara biz geride kaldik. Ayuska'yi cagirdik, Ayuska bize dogru kosmaya basladiginda biz de geri donup tepeye dogru kosmaya basladik. Oyun olsun diye! Soyle bir 20-30 adim atip kafamizi arkaya cevirince bir baktik Nala orada, Ayuska yok. Akla ne gelir, tabii ki bir calinin dibinde falan, bizim goremeyecegimiz bir yerde dedik. Cagirdik, gelen yok, bir iki adim geriye donduk, onu yolda gorme umidiyle, yok! Yavas yavas bizim sesler yukseliyor, adimlar hafiften hizlaniyor, bir oraya bak, bir bu tarafa, yok, yok!

Giderek panige kapilmaya basladik, 5-6 dakika icinde baktik ayni yerleri kosturarak arayip duruyoruz ve Ayuska'dan iz yok. BU arada Ayuska biraz tirsak oldugundan normalde yanimizdan cok fazla ayrilmayan bir kopek, hele ki cagirildiginda kosup gelmemesi vaki degil. Tam bir "yer yarildi yerin dibine girdi" durumu. Dolastigimiz yerlerde bir kör kuyu oldugu ve gecen yaz buraya domuz yavrularinin dustugu haberi aklima geliyor ama done done araniyoruz, kuyu falan da yok ortalikta. Sonunda Pinar eve cep telefonunu almaya kosuyor, koydekilerden kuyunun yerini ogrenmek icin. Ben panik turlarina devam ediyorum. 4-5 dakika sonra Pinar soluk soluga geliyor, "Ayuska evde" diye! Tam Nasrettin hocanin esegi kaybedip bulma hikayesi. Artik neden tirsti ise belli ki biz kafamizi cevirmeden yanimizdan kosarak gecip solugu evde almis.

Hikaye burada bitecek gibiyken ne oluyor dersiniz, "haydi Nala eve" diye kafami bir ceviriyorum Nala yok. Saat sabah 7:30-8. Nala o gun eve saat 3'te geliyor. Velhasil, sehirden uzak stressiz yasiyoruz diye sevinirken bir kac yil yaslandik herhalde :-)

Tabii bu kaybolma hikayesi aslinda size Ayuska fotograflari gostermek icin bir bahaneydi. Buyrun...

Once eskilerden 2 foto:





Kardesi Carlos ile oynarken:








Bu da yagmurdan sicana dondukten sonra:

22 Aralık 2011 Perşembe

Bugday/Mercimek Ekimi

Yagmurlar bu sene biraz gec kaldi ama Aralik ayina girdigimizden beri yuzumuz biraz guldu. Yaz boyu sararmis olan heryer yine basta eksi kulak (bildigimiz eksi kulak degil, gorunusu yoncaya benzeyen sari cicekli soganli bir bitki), ebegumeci, dalleme (iri papatya), cesitli ucguller, vs. ile dolmaya basladi. Simdilik bunlarin boyu cogu yerde bir karis bile degil ama cok gecmeden kimileri neredeye adam boyu olacak. Bu ani cosmaya belki yagmurdan da fazla katki yapan ise gece boyu heryeri islatan cig.

Bu siralar yavas yavas mercimek, bugday, nohut ekim zamani geldi. Bunlari ekmeyi planladigimiz duz alanlar da tabii ki bu otlarla kaplandi. Bir taraftan Fukuoka'nin dogal tarim tekniklerini uygulamaya calisiyoruz ama henuz onun onerdigi gibi bir baklagil ortucu ile tarlayi kaplamayi beceremedik. Ucgul buranin sicagina dayanamiyor, korunga ve yonca gibi yine cok yillik baklagiller de simdilik ayrik ve diger otlari baskilamakta yetersiz. Bu yuzden kendi ektiklerimize bir sans vermek icin bu otlardan en azindan bir sureligine kurtulmamiz gerekiyor. Permakulturce dusunerek bu problemi nasil cozume donusturebiliriz diye dusununce tavuklari devreye sokmaya karar verdik. Dogrusu cok da dusunmek gerekmedi cunku bir tarafta ozellikle eksi kulaga bayilan ve yaz boyu yesil yabani ot sikintisi ceken tavuklar, diger tarafta yesillik dolu bolgeler... cozum ortadaydi.

Iki farkli seviyede 2 kumesi gezdirmeye basladik. Sistem oldukca basit: Tavuklar kabaca 1 hafta icinde bulunduklari yerde yesil ne varsa ya yiyorlar, ya da eselenerek kopariyorlar (dallemelere pek birsey yapmiyorlar nedense), onlari komsu bolgeye alip arkalarindan biz giriyoruz, bir dirgen ile topragi biraz gevsetip icine bugday, mercimek karisimi atiyoruz, sonra tirmikla soyle bir duzeltiyoruz, ardindan bolgenin (kabaca 15 m2) etrafina bakla ve/veya nohut sokuyoruz, uzerine samandan ince bir malc seriyoruz. Sonrasi, tavuklarin ilerlemesi icin 1 hafta daha beklemek.





Kubbe kumesin oldugu seviyede ayrik problemi oldukca kotu. O yuzden bu bolgede sadece dirgen ile gevsetmekle kalmiyor, gevsetilen topraktan ayriklari (bermuda grass) tek tek söküyoruz. Bu haliyle oldukca fazla bir emek istiyor, arti uzun vadede bir ise yaramadigini da hem okuduklarimizdan hem de kendi tecrubelerimizden biliyoruz. Amac kisa vadede son kez bu emegi harcayip ayriga karsi biraz avantaj kazanmak ve arkasindan cok yillik baklagil ortulemesine agirlik vermek.

Iste bu seneki denemelerimizde bizi asil heyecanlandiran kisim da bu. Bu uygulamanin ilhamini bize veren Emre Rona oldu. Esi Melis ile bir sure Datca'da zaman gecirdiler ve sagolsunlar zaman zaman bize yardima geldiler. Bir seferinde bizdeki cok yillik mor fasulye benzeri bir sarmasigi goren Emre, bunun ne oldugunu internetten buldu. Meger bu bitki, ciceleri, yapraklari, ve fasulyeleri tazeyken ve kuruyken yenebilen lablab purpureus imis.





Wikipedia'da bakarsaniz tohumlarinin guzelligini goreceksiniz.Biz harika ciceklerinden ve azot baglama ozelliginden dolayi bu bitkiyi arazide yaygin olarak kullanmayi zaten dusunuyorduk ancak hakkinda biraz okuma yapinca aklimiza bunu Solitude Farm'daki black velvet bean benzeri bir sekilde yer ortucu olarak kullanma denemesi yapmak geldi. You Tube'da seyrettigimiz bir video'da tek yillik black velvet bean'lerin arasina pirincleri serpip sonra bunlari diplerinde keserek bir hali gibi topluyorlar, sonra da yine bir hali gibi mulch olarak tohumlarin uzerine serpiyorlar.

Lablab'in tohum kesecikleri daha yeni yeni olgunlasiyor, biz de olgunlasanlardan alip alelacele bugday/mercimek alanlarina kabaca 2m. ara ile ekiyoruz. Ama tohumlarin olgunlasmalarindan da belli ki su siralar asil ekim zamani degil. Fotograflarda kesik pet siselerin altinda onlar var. Henuz bir cimlenme olmadi. Ekimi bir kez daha baharda deneyecegiz. Tabii bu sefer biraz boylanmis olan bugdayin arasina girip, kucuk alanlar acarak ekmemiz gerekecek. Pet siseleri hem yerleri belli olsun hem de ufak bir sera etkisi yaratabilelim diye koyduksak da birer ikiser kopeklerin agzinda oyuncak haline geldiler.

Lablab bu ortamda gelisecek mi, gelisirse yer ortucu olarak yabani otlari baskilayacak bir yogunluga erisebilecek mi, ekim oncesi dipten kesildiginde tekrar buyuyebilecek mi? Bunlarin hepsi su asamada bilinmez. Ama eger basarili olursa Datca'da Fukuoka tarzi tarim icin buyuk bir asama kaydetmis olacagiz, bu kesin.

7 Aralık 2011 Çarşamba

Hirsiz vaaar!

Kaynak: WebHatti

Hafta basi yer fistiklarini hasat ettik. Yuksel teyzeler toplayip da kurutali belki bir ay olmustur. Bize de soyleyip duruyordu, bak kurutamayacaksiniz, toplayin diye. Sonunda gecen gun topladik. Cok bir sey degil. Deri topu bir 3 kg'lik bir yogurt kabi kadar. Keske daha cok ekseymisiz. Toplamasi pek zevkli. Sanirim hasadin en guzeli topragi eseleyerek yapilani! Her seferinde insan hazine bulmus gibi oluyor. Eh, tozlu toprakli ya, iceride kurutmayalim dedik, disari serdik. Ertesi gun sabahtan bir kac saat ciftlikte degildik. Oglen vakti geldigimizde yer fistiklarini serdigim yerde (karavanin dibindeki pergole) kala kala bir avuc kadar kalmis oldugunu gordum. Inanamadim. Dogrusu o anda biz yokken birinin geldigini ve bize oyun ettigini dusunduk. Cok da yanilmamisiz, bize bu oyunu eden burada "malaş" denen alakarga cikti! Uzumleri yedigini gormustuk, sonra Yuksel teyzelerin yer fistiklarini tam kurumadan neden topladiklarini hatirladim! Ah bu daha once aklima gelseydi diye cok dovundum ama oldu olan. Simdi en azindan tohumluk biraktilar diye tesekkur ediyorum.

Not 1: Internette alakarga fotografi ararken bu fotografi buldum!:)
Not 2: Tepedeki fotograftaki alakarga tam bizim buradaki degil. Belki bir denk getirirsek fotografini cekeriz, paylasiriz tekrar.
Not 3: Yeni ogrendik ki bu kusun ismi ingilizcede Eurasian Jay'mis. Latincesi de Garrulus glandarius