26 Aralık 2008 Cuma

Soguk, cicekler, ve tabi Payam



Hani bir bulmaca vardir ya, "Derenin kenarindasin. Bir ot, bir kuzu, ve bir kurtla beraber. Bir de kayigin var. Karsiya bunlarin hepsini 3 seferde sapasaglam gecireceksin". Su aralar hayatimiz bu bulmaca gibi oldu. Ciceklerimiz, kusumuz, kedimiz ve kopeklerimizle. Hangi birini digerine parcalatmadan nasil bir arada olacagiza kafa patlatip duruyoruz. Payam bu bulmacanin cok anahtar elemani. Kopeklerle yavas yavas tanistirmaya basladik. Iclerinde Payam'i en cok bunaltir dedigimiz Uzum, Payam'dan en tirsan kopek oldu! Payam boyundan buyuk sesler cikartarak, ve uzerime gelirsen penceyi yersin diyerek, Zeytin ve Uzum'u sindirmis durumda. Karavandaki birerli ilk gorusmelerinde, Uzum'un ilk 10 saniyeden sonra sirtini karavanin kapisina dayayip geri geri gitmeye calismasi gorulmeye deger bir manzaraydi! Zeytin ise her zamanki sakinligiyle, Tugrul'un kucaginda oturup Payam'i izledi. Layka ile henuz bir araya gelmediler- getirmeyi de pek dusunmuyoruz-, ama Layka Payam'i karavanin camli pencerelerinde ne zaman gorse, cildirip, korkunc seslerle saldirip durdu! Zeytin ve Uzum artik Payam'la cam kapilar arkasindan patilerini birbirine dokundurmaya calisiyorlar.

Icerde Payam, yukaridaki gibi uyumadigi ve yemedigi anlarda azma moduna geciyor. Iste o zamanlarda, ciceklerimizin canina okuyor. Bir tane dresena denilen saksi agacimiz var. Ona cikip tirnaklarini torpulemeye calisiyor, diger bitkilerimizin topragini eselemeye, yapraklarina pence atmaya basliyor. Aciktikca aklina kus geliyor; sabahlari, kusun yaninda yoresinde dolasirken yakaliyoruz. Kusa kalp krizi gecirtmesi an meselesi. Gunduzleri Tugrul'un camli bolumdeki tavan tahtalarina caktigi kancaya kus kafesini gecirerek en azindan gunduzleri bir cozum bulduk. Gece ise, ya herru ya merru deyip icerde hep beraber uyuyoruz!

2 gecedir ciddi soguklar oluyor. Acaba camli bolumden bazi cicekleri iceri alsak mi dedik ama ne koyabilecegimiz dogru durust yer var ne de o kadar soguk olacagi aklimiza geldi dogrusu. Ama ilk soguk yaptigi sabah, cok sevdigimiz bir cicegimizin yapraklarinin donmus oldugunu gorduk!:(( Hemen bir budama yaptik, bir kac ucu suya batirdik. Umarim kokler saglam kalmistir.



Bu cicek, sanirim Afrika'dan. Tugrul'un amcasi getirmis. Yillar once, Tugrul'un annesinden bir dali, islak pecetelere sarip, Amerika'ya goturmustuk. Orada kocaman oldu. Donerken, buraya getirmek yerine orada arkadaslarimiza biraktik. Berke, Lerzan; umarim sizin cicek, bize en son fotografta gonderdiginiz kadar mutlu ve cildirmis durumdadir. Datca'ya tasinmadan once cogaltmak uzere, Tugrul'un annesine ve anneme verdiklerime de bir sey olursa, artik sizden yeniden bir sap almaktan baska carem kalmiyor!:)

Artik geceleri onlari da karavana aliyoruz. Karavanda minik banyonun icinde! Yalniz bu soguklardan orkidem acayip memnun. Gecen sene sonbaharda Ankara'da almistik. Ilk cicekleri coook uzun dayandi. Sonra aralikta biz Datca'ya arsa bakmaya geldik. O bir hafta kaloriferleri cok kisiga ayarladik. O ara ciddi soguklar olmus. Cicekleri kesin oldurduk dedik. Ama dondukten 1-2 hafta sonra, orkidemiz yeni cicek acmak uzere harekete gecti. Oyle ki bir onceki cicekleri hala uzerinde duruyordu! Hizli bir internet arastirmasinda, aslinda orkidelere "cicek ac" diyen mesajin gunduz ve gece arasindaki 10 derecelik (sanirim) sicaklik farki oldugunu ogrendim. Orkideden cicek almak icin, ilkbaharda verdigi cicek sapini alttan 3. gozeneginden kesmek, yaz cicegini de ta dibinden kesmek gerektigini ogrendim. Buraya tasininca o dipten kesme isi, Tugrul'un annesine dustu. Bir kac ay onceki Ankara gidislerimizde ciceklerimizi getirdik. Veeee, o sicaklik farki burada olunca, orkidemiz yine cicek surgununu vermeye basladi.



Orkidem acinca, hele bir de diger cicegim de duzelip ciceklenince keyfim yerine tam gelecek!

Eksi maya, eksi ekmek

San Francisco'ya ilk gidisimizde yemistim sourdough bread'i. O kadar lezzetli ekmek hala yemedim desem sanirim yalan olmaz. Sonraki is gezilerinde gidislerimin en heyecanla bekledigim ani eve goturmek uzere eksi mayali ekmek alma zamani olurdu. O kendine has eksi tadi, kalin kabugu.... Agzimdaki tat gozenekleri cildirdi su anda!:)

Okuduklarimdan ogrendigim kadariyla, 6000 yil kadar once bazi zihni sinir tipler, fermentasyonu, ve tahili mayalayarak icki yapmayi kesfetmisler. Yine akilli, ve de sansli olan birileri de bu mayalardan ekmek yapmayi kesfetmis. Aslinda bu ekmek mayasini, un ve sudan baslatmak mumkunmus. Bu karisimda dogal "maya" (yeast) ve bakteriler varmis. Bu dogal maya havada, tahillarin, sebze ve meyvelerin uzerinde, toprakta suruyleymis. Maya aslinda bir bitki, daha dogrusu basit sekeri yiyip, hazmettikten sonra biraz karbondioksit (hamurun kabarmasina sebep olan sey), biraz da alkol (ethanol) ureten bir hucreli bir mantarmis! Lactobacillus denilen bakteri ise basit sekeri laktik aside ve diger asitlere (ekmege eksiligini veren sey) donusturen "dost" bir bakteri turuymus. Ayni zamanda ekmegin kabarmasina sebep olan alkol ve karbondioksitten de br miktar uretiyormus. Her ne kadar ikisi de besin olarak sekeri kullaniyorsa da aslinda cok uyumlu bir iliskileri varmis, cunku Lactobacillus'un urettigi asidik ortam bir nevi antibitik gorevi gorup, o ortamda bizim dogal bakterinin dusmanlarini yasatmiyormus. Dogal bakteri ise bu asidik ortamdan sikayetci degilmis. (Okudugum yazida, dogal mayanin Lactobacillus'un beslenmesine yardim ettigi yaziyorsa da, aslinda bu iliskide, mayanin bunu nasil yaptigini, Lactobacillus'un sagladigi guvenli asidik ortama karsilik ne sundugunu anlayamadim) Isin ilginci, "ticari" mayalar, dogal maya ile ayni aileden gelse bile bu asidik ortamda ureyemiyorlarmis. Dolayisla, ticari mayalarla yapilan ekmeklerde o eksiligi saglamak mumkun degilmis.

Bu arada "San Francisco sourdough"un cikisi 1800'lere gidiyormus. Bati Amerika'ya gelenler mayalariyla gelmisler aslinda. Bu yolculuklar sirasinda geceleri donmasinlar diye, yataginda mayalariyla yatanlar varmis, mayalarini kaybedenlerin trajedileri de soylenir dururmus! Meshur "California Gold Rush" gunlerinde, San Francisco'dan yola cikan Kaliforniya ve Yukon altin arayicilari, buradan aldiklari ekmeklerde kendine has cok ozel bir eksilik farketmislar. Boylece buradan gelen mayalar ve ekmekler "eksi" (sourdough) diye adlandirilmis. Daha sonralari, 1970'lerde San Francisco eksi ekmeklerine o kendine has eksiligi veren maya cinsinin (Candida milleri sp. nov) ve bakterinin (Lactobacillus sanfranciscensis sp. nov) ne oldugu bulunmus.

Gecenlerde Basit Bir Yasam'da Evren'in eksi ekmek maceralari bu ekmegi aklima dusurdu yine. Tabi ardindan da Burak aklima geldi. Burak'la tanismamiz da ayri bir macera. Amerika'ya bir kac ayligina gelen bir akrabamin en samimi arkadasiydi Burak. Ama tanisirken, soyadindan ortaya cikti ki, benim okudugum yillarda bolumun en sevilen hocasi, kurucularindan, bir donem bolum baskanligi da yapmis, aramizda Bepir diye andigimiz sevgili Bulent Epir'in oglu!

Burak'la haberlesmeyeli epey olmustu. Facebook sagolsun, yeniden baglari kurduk. Peki, Burak'in sourdough bread'le iliskisi ne diyorsaniz, cevap cok kolay: Burak cok iyi bir asci ve onlarda bu eksi mayali ekmekten yemistik. Biz TR'ye giderken, ciceklerimizi, kopegimizi arkadaslara emanet ederken, Burak mayasini arkadaslarina baksinlar diye birakirdi!:) Ona yazinca sagolsun bana eksi maya baslatma tarifini verdi. Bebek, ya da yavru kedi/kopek bakmak gibi bir sey!:) Bana tarifi yazarken, neden devam etmedigini hatirladigini soylese de herhalde icinde yeniden alevlendi o his ki, bahcesindeki son uzumleri toplayip yeniden isleme baslamis ve blog'unda da post etmis.

Evren, biliyorum sen sadece un ve su kullanan bir tarif ariyorsun ama yine de istersen bir goz at. Bu arada, Burak "ilk yaptigin ekmekle 10. yaptigin ekmek arasinda fark olacak, hem elin alisacak hem bu maya ortamina alisacak" diyor. Belki de devam ettirsen, olacakti.

Ben bahari bekleyecegim. Karavan ortaminda mayanin istedigi 25 derece civarindaki isiyi duzenli saglayamam. Bu bloga koymak uzere eksi ekmek fotograflari aradiysam da bir gun burada kendi yaptigim ekmegin fotografini koyarim umidiyle, vazgectim.

Burak, Evren, ikinize de bol sans!

22 Aralık 2008 Pazartesi

Sinema

Dun (pazar) aksami Datca'daki bir kultur derneginin bedava sinema gosterimine gittik, Bulent Ecevit Kultur Merkezinde. Bu dorduncu gosterimleri imis ve bundan sonra 15 gunde bir duzenli olacakmis. Ucuncu katta bir sinema salonu var, perde cok buyuk degil ama salon icin yeterli. Bilgisayardan VLC Player ile gosterdiler, evde seyretmege es bir lezzet verdi. Aradan sonra, nerede kalmistik diye hep beraber progress bari ilerlete ilerlete 4. denemede bulup devam ettik :-) Film cok guzeldi: Heaven - Tom Tykwer. Krzysztof Kieslowski'nin (filmin yazari) uclemesinin ilk filmi. Diger ikisi (Hell ve Purgatory) sirada.

Gunesli bir pazar sabahiydi

Bir kac gundur kopeklerin (buyuk boy) yemek kaplarini dolduracak kadar yagmur yagiyor gece boyunca. Ama ardindan -ara ara Independence Day'deki mothership'ler buyuklugundeki bulutlar her yeri kaplasa da- cok guzel gunesli bir hava aliyor yerini. Dun sabah uzuuun bir kahvalti sonrasi son keyif caylarini icerken, Layka, Zeytin ve Uzum deli gibi havlamaya basladilar. Bir sure sonra kesilmeyince disari cikti Tugrul. Bir baktik, arsanin bati tarafindaki yamacta, tellerin arkasinda Yuksel teyze ve Ece. Gelin, kopekleri baglariz dediysek de Ece'yi ikna edemedik. Ece'de ciddi bir kopek korkusu var. Sabahki yagmur yuzunden domates toplamaya gidemeyince, bizim buralardaki tarlalarinda gisiyak var mi diye bakmaya gelmisler. Simdi de arkalarda mantar var mi diye bakacaklarmis. Biraz daha konustuk, sonra onlar devam ettiler.

Bir babaanne ve torunu icin ne kadar guzel bir aktivite. Doganin icinde, hem sevgiyi, hem bilgiyi paylasarak... Bir cocugun yetismesinde anneanne ve babaannenin rolunun cok kritik oldugunu okumustum. Annenin genc, sabirsiz, mesgul/yogun oldugu bir donemde, bilge, sakin, ve zamandan yana sikintisi olmayan bir anneanne-babaanne. Korkarim gunumuzde bu guzel iliskiyi bozacak bir kac faktor birden var: sehir yasami, mesafeler, gec anne-baba olma egilimi, ve de teknoloji! Saydigim listenin ote yandan da cocuk uzerinde olumlu etkileri oldugunu dusunmuyor degilim ama artilar mi eksiler mi daha agir basiyor emin olamiyorum.

21 Aralık 2008 Pazar

Bazilari sicak sever...

Payam her kedi gibi, merakli, keyfine duskun ve sicaksever. Geldiginden beri surekli en rahat ve en sicak yeri ariyor...



Deremiz akiyor!

Yagmurdan hemen sonra birkac saat arka taraftaki vadilerde minik dereciklere yetisiyorduk. Ilk defa bu sabah kalktigimizda gece yagan yagmurdan dolayi bizim arsanin icinden gecen derecigin akmaya devam ettigini gorduk. Bir yandan sevindik, bir yandan da aslinda eskiden kis ve bahar boyu akan dereciklerin ne hale geldigini farkedip uzulduk. Size oncelikle kendi deremizin, ardindan da tepeden bir derecik fotografi. Fotografin cekildigi noktaya en yakin sag tarafta bostancik goruluyor.




Son olarak da yagmurlardan mutlu yoncalarimiz.

Jenkins tütüyor!

Birkac gundur epey yagmurlar yagiyor. Dun gece boyunca Nuh tufani denemeleri vardi! Bu sabah hem gidip Jenkins ne alemde bakalim, hem de zamanidir, periyodik depozitimizi yapalim dedik. Kovalari bosaltmak uzere yaba ile ortasinda cukur acarken Jenkins'in videolarinda seyrettigimiz olayi gozlemledik. Bakteriler merkezdeki isiyi belli ki epey yukletmisler, birden tütmeye basladi hafif hafif. Pinar'la hemen cak, cak yaptik... Bakterilerimize yazin da duzenli su vermeye karar verdik.

Ardindan baktim hava cok guzel, bir dus yapayim dedim, disarda, soguk su ile. En uzun geceyi kutlamak icin! Ve yaptim da. Beynim oyle bir buzustu ki, yeni yeni cumleler yazabilecek hale geldim, ama kendi rekorlar kitabima da girdim.

Bulasik Makinasi

Bulasik makinasiz idare etmek, kucuk de olsa normal bir mutfagi olan bir evde cok sorun degil. Ancak burada oldukca problem haline geldi. Karavan'in icindeki lavabo etrafinda hemen hic yer olmadigindan pump house dedigimiz (Bengt'ten oyle ogrendik), aslinda su kuyusunun hemen uzerindeki pompayi yagmurdan koruyan kulubecikte yikamayi denedik bir sure. Orada kucuk bir de lavabo var, onun yanin zar zor bir acilir kapanir masa sikistirdik, yikananlari onu uzerine dizdik. Pump house yuvarlak oldugundan lavabo ile duvarin arasindan yere su siziyordu. Ayrica lavabonun gideri de yerin altinda nereye gittigini tam bilmedigimiz bir borudan topraga gidiyordu. Tabii bizim ki kadar yogun bir kullanim icin dusunulmemis. Zamanla toprak mi doydu, baska bir tikaniklik mi oldu bilmem, fazla su akitinca geri basmaya basladi :-( Sonra disarida yikama, ve disaridaki muslugun altinda bir legenin icine durulamaya gectik. 2-3 dakikada bir legendeki suyu bosalt geri getir, vs. Tahmin edersiniz epey izdirapli oluyordu ve cogunlukla Pinar'in basina patliyordu - ben eger kopeklere yemek veriyorum, gezdiriyorum falan diye siyirtabilirsem :-)

Bulasik makinelerinin elde yikamadan daha az su harcadigini da ogrenince yeter artik deyip, kapali mekan insaatini beklememeye karar verdik ve bu cmts bir tane Arcelik aldik. Camasir makinesini yaninda bir yer hazirladik, camasir makinesine gelen hortuma bir T takip hortumu bulasik makinesine uzattik. Elektrik icin de bir uzatma kullaninca is halloldu. Yagmur icin de bu sefer musambadan bir kilif yaptirdik. Dun ilk yikama basari ile gerceklesti, gerci son 5 dakikasinda yagmur basladi, biraz panik yapti ama ozellikle bu aylarda buna alisacagiz.



20 Aralık 2008 Cumartesi

Payam fotolari...

Payam dun ilk asisini oldu. 3 tane daha varmis. Yazik, pek de minik, insan aciyor. Ama hayvanlarda bu deri alti asi isi cok iyi. Farkinda bile olmuyorlar, en azindan oyle gorunuyor. Veteriner 3 aylik oldugunu soyledi disindeki cikinti sayisina bakarak. Ben daha kucuk sanmistim. Boyutunu anlamaniz icin 1-2 fotograf daha ilistiriyorum.



19 Aralık 2008 Cuma

Meger Payam ...

Bizim "kizim" diye sevdigimiz Payam, veteriner ziyaretinde "oglan" cikti!